Bir candan abimiz de İğneci İsmail’di Senelerce ne kar-kış, ne çamur-çolpak bildi. Postacı Kazım gibi, ev ev gezerdi o da Hasta hasta koşardı, kendi hasta olsa da.Seydişehir… Son durak… Üç bin nüfus, geçim dar Bir tek Sağlık Ocağı, bir de Eczanesi var Eczacı Kemal SAĞLAM abimiz di sahibi Çarşının merkezinde dururdu anıt gibi. Ben diyeyim yüz yirmi, siz deyin yüz kırk çeker. Tatlılardan tatlıydı, lokumdan, baldan şeker. Kışlık kalın paltosu, sırtındaydı kış ve yaz, Sevecendi, güleçti, nüktedandı da biraz. Başı-dişi ağrıyan, tansiyonu çıkanlar, Sigortası olmayan, hayatından bıkanlar Önce onu bulurdu : - “Aman Kemal’ım medet Canım çıktı çıkacak, öldürdü beni bu dert. Cehennemden bir çiğe derler de inanmazdım Ama şimdi bu sözü iman tahtama yazdım !” Diyerek yakınırdı, ondan deva beklerdi, Kemal Abi tatlı bir tebessümle gülerdi: -“Eee, insanın neresi ağrırsa orda canı Bizler bir vesileyiz, Allah verir dermanı!” Deyip, önce alırdı ilacın parasını Dikkatlice sayardı, savardı sırasını, Ve İsmail Abi’ye uzatırdı parayı: “Say İsmail Efendi!” Der, Açardı kasayı, O da sayar : -“Tamam!” Der, koyardı masasına Son bir daha sayarak koyardı kasasına. Her ilacın parası sayılırdı üç kere Eee, o zaman paralar eskimezdi boş yere. Sonra güle oynaşa gelen çaylar içilir, Memleketten yorumlar, havadisler geçilir, Seneler bir su gibi, akar giderdi öyle Ne doktor, ne hastane, ne imkân vardı böyle. İşte bu eczaneden emeklidir abimiz Alnı açık, yüzü, yüreği pak, tertemiz. Gündüzü eczanede geçerdi akşama dek Gecesi de evleri dolaşmak idi, tek tek. O eski kışları bir düşünün, ne kışlardı Ne dürüst bir kaldırım, ne dürüst bir yol vardı. Kar yağdı mı yağardı, olmazdı hiç şakası, Köpeklerin kıçında buz olurdu, kakası. Odundu tek yakacak, ne kömür ne gaz vardı Yine de o günlerde, bir başka tat, haz vardı. İki yandan kürünen, toprak damların karı Geçer adam boyunu, kapatırdı yolları. Akşama dek açılan dar ve kaygan bir çığır Lodosun nefesiyle salardı ağır ağır. Bir de yerse akşamın ayazını mübarek Cambazlıktan beterdi artık yolda yürümek Telde kurban kesimi ondan daha kolaydı Kapı komşun çağırsa, gitmek büyük olaydı Hani sarhoş tekerler vardır ya zamanede Sen dosdoğru itersin o yalpalar gene de, İşte aynen öyledir ayaklar o çığırda Kaba rüzgâr girecek delik arar bağırda Saçaklardan sarkan buz, bir metre var gibidir. Kaba rüzgâr: kara kor, insana kar gibidir. Bir de menzil uzaksa, şehrin bir ucu ise Sokaktaki lamba da miskin, uykucu ise Bulutlar da mehtabı kıskanıyorsa biraz, İdare de rüzgâra ediyorsa cilve, naz, Hele bir de cepheden gelen küslerin varsa Kaçacak bir yerin yok çığırda senden darsa Yürümekten çıkar iş, döner çal zeybeğine Değmen artık İsmail Abimiz’in keyfine, Say ki; vardın menzile, kapıyı çalacaksın Çalmak için tokmağı eline alacaksın İşte o an şap gibi yandığının resmidir Bilemezsin düşman kim, cin midir, peri midir? Bir çekişme başlar ki gel de, gelmez, git gitmez. Bir acı ki; resmi yok, tarifine güç yetmez. Eski kışlar böyleydi sayılırdı hatırı Bir de yolda-beldeysen, kar yutardı katırı El hasıl-ı vel-kelam unuttuk o kışları. Yaz çıkmadan kâbusa döndürürdü düşleri O kışların bir resmi olsaydı görürdünüz Ağustosta resmine baksanız üşürdünüz. Ama ; asla yılmaz o, canlara can katardı Sevgi onun gönlünde, yüreğinde yatardı. Gerçi hala öyledir, çağırılsa koşturur O bilir ki; miskinler, uyuşuklar boş durur. O ki; Seydişehir’in vefakâr iğnecisi Sade, tatlı, sevecen. Yok cicisi, bicisi. Yedimizden yetmişe kahrımızı çekti o, Eli hafif, gözü tok cefakârdı, tekti o. Ne atı ne katı var, çıplak değil, aç değil. Yıkılmadı, yılmadı, namerde muhtaç değil. Şimdi evden camiye, camiden eve yolu. Sevgi dolu, o tatlı tebessümü, aşk dolu. Bilmem bir kez ömründe kahkaha ile güldü mü Tebessümsüz kalacak Seydişehir, öldü mü Afiyetle, sağlıkla, yaşasın nice yıllar Abimiz’in bizde çok emeği var, hakkı var. BAHATTİN PASLI |